Sınava dair en çok akla takılan soruları Kunduz ekibinden Betül’e sorduk! O da onu Eşit Ağırlık’ta 803.lük ile Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümüne götüren sınav yolculuğundan bahsederek sorularımızı cevapladı. İyi okumalar!

Merhabalar herkese, ben Betül Bayrak. TOBB ETÜ Hukuk Fakültesinde 2 sene okuduktan sonra Boğaziçi Psikoloji bölümüne merkezi yerleştirme puanım ile yatay geçiş yaptım.

Sınav süreciyle ilgili aklına takılabilecek her şeyi Betül’e sorduk! İşte aldığımız cevaplar:

Üniversite sınavındaki sıralaman neydi?

2018 YKS’de, yani YGS-LYS sisteminin ilk kez değiştiği senede üniversite sınavında eşit ağırlık alanında Türkiye 803.sü olmuştum.

Üniversite sınavının zorluğu hakkında neler düşünüyorsun?

2018’de sistem değişirken, soruların çok ezberci olduğunu, kavrama becerisini değil ezber yeteneğini ölçtüğünü bu nedenle sistemin değiştiğini söyleyenler olmuştu ancak ben kesinlikle bu şekilde düşünmüyorum. Yıllardır benzer soru tipleri, benzer formatlarda yalnızca soruların içerisinde yazan rakamlar ya da kelimeler değişerek soruluyor. Aynı zamanda ÖSYM’nin sınavları ile büyüyen herkeste yoğun bir bilgi kirliliği olduğunu düşünüyorum. Her alandan, ileride %90’ını kullanmayacağımız, ilgimizi çekmeyen şeyleri anlayıp öğrenmeye, ezberlemeye mecbur bırakılıyoruz. Öyle olunca kim olduğumuzu, nasıl bir hayat istediğimizi, nelerden hoşlandığımızı kavramaya vaktimiz kalmıyor. Sınavdan sonra 1-2 aylık rahatlama ve şok etkisinin ardından, 1-2 hafta gibi kısa bir süre içerisinde önümüzdeki 60 yılımızı belirleyecek tercihler yapmamız isteniyor. 2 senesini hiç hoşlanmadığı bir bölümde harcamış biri olarak, bu sistemin en büyük eksisinin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sınavın zorluğu soruların zorluğundan gelmiyor yani bence, tamamen sistemin zorluğunun bir parçası olarak, mevcut bilgi kirliliğinin sonucu olarak zor.

Çalışmaya ne zaman başladın? Başlangıçtaki netlerin ve sonraki netlerin nasıldı?

Çalışmaya çok geç başladım ben maalesef. Şubat ayında başlamıştım yanlış hatırlamıyorsam. Bunu kesinlikle kimseye önermiyorum, tek sebebi yumurta kabuğa dayanıncaya kadar bir şeyleri yapmaya küçüklüğümden beri alışkın olmam. Rahat biriyim, son dakikaya kadar strese girmiyorum hiç. Netlerim en başlarda ortalama seyrediyordu. Şunu çok net hatırlıyorum, okul olarak girdiğimiz ilk denemede okulda ortalama bir yerdeydim, kendi sınıfımda ise sonuncuydum. (Sınıfım diğer sınıflara oranla nispeten daha iyi bir seviyedeydi.) Zamanla netlerimi arttırdım, özellikle çalışmaya başlamamla beraber şubat ayından sonra bir ivme yakaladım. Nisan-mayıs ayları gibi yapılan tüm denemelerde ilk 3’e girmeye başladım, bazen 1 oluyordum bazen 2 bazen 3. En son ÖSYM’nin sınavında ise en yüksek dereceyi yaparak okul 1.si olmuştum.

Okul döneminde 12.sınıfta okulla çalışmalarını nasıl götürdün?

12. sınıfta temel liseye geçtiğim için şubat ayına kadar yalnızca derslerde işlediğimiz konuları işlediğimiz sırayla takip ediyordum. Hatta 12. Sınıf konuları-eski konular ayrımı yapmıyordum da. Lisenin ilk 3 senesi sınavdan 1 gece önceleri hariç pek çalışmadığımdan hatırlamıyordum, işlenilen her konuyu ilk defa görüyormuşum gibi anlayıp öğrenmeye çalışıyordum o yüzden.

TYT ve AYT’yi nasıl götürdün, ağırlığın ve çalışma düzenin nasıldı?

Ben temel lise öncesi çok iyi bir Anadolu lisesindeydim, TYT Türkçe ve TYT matematik için spesifik konular harici neredeyse hiç vakit harcamadım diyebilirim o yüzden, sağlam bir temelim vardı yani. Daha çok AYT odaklı gidiyordum. Bir de eşit ağırlıkçı olmama rağmen TYT Fen de çalışıyordum çünkü çoğu eşit ağırlıkçının fen dersini göz ardı ettiğini, buradan fark yaratabileceğimi biliyordum.

Şimdi sıra çalışma programında… Nasıl bir program takip ettiğini Betül’e sorduk!

Kaç farklı derse çalışıyordun?

Kendime hiçbir zaman böyle bir sınır koymadım. Ama genellikle günde 2 ders çalışıyordum. Cumartesi günleri ise sabah 9-12 arası okulda deneme sınavı oluyorduk, ardından hiç ders çalışmıyordum. Bir günü tamamen kendime ayırıp nefes alıyordum, arkadaşlarımla buluşuyordum, film izliyordum.

Programından bir günlük kesit paylaşabilir misin?

Hafta içi her gün 9-4 arası okuldaydım. 9-5 de olabilir, tam hatırlamıyorum. Dersten çıkınca önce yarım saat civarı arkadaşlarımla oturup muhabbet ediyorduk ardından kütüphaneye gidiyordum. Kütüphanenin kocaman bir bahçesi de vardı. Genellikle uzunca süre çalıştıktan sonra (yaklaşık 2.5-3 saat) o bahçede yarım saat civarı müzik dinleyip yürüyüş yapıyordum, sonra tekrar 2.5-3 saat civarı çalışıp eve gidiyordum. Eve gittiğimde saat genellikle akşam 11 oluyordu. Bir şeyler atıştırıp, bir bölüm dizi izleyip uyuyordum. Bazen okul çıkışı arkadaşlarımla oturma sürem, bazen ders çalışma sürem, bazen de ders arası yürüyüş yapma sürem uzadığından çoğu kez gece 2 civarı eve vardığımı da bilirim yine 1 bölüm dizi izlerken bir şeyler atıştırıp uyuyordum. Uykusuzluğa alışkınım, o nedenle etkilenmiyordum ancak alışkın olmayanlara kesinlikle tavsiye etmiyorum böyle bir düzeni. Perşembe günleri durum biraz farklıydı, okuldan çıkıp spora gidiyordum. Yani normal bir günde ortalama 5-6  saat çalışıyorsam perşembeleri 3-4 saat çalışıyordum. Cumartesileri için söyledim, 9-12 arası deneme oluyorduk ardından arkadaşlarımla buluşuyordum. Akşam eve gidince film izliyordum ve hiçbir cumartesi ders çalıştığımı hatırlamıyorum. Haftada 1 bu şekilde bıçağımı bilemek güzel oluyordu bence, daha hızlı koşmamı sağlıyordu. Pazar günleri ise uykumu alıp, spora gidiyordum. Ardından öğlen 2 civarı kütüphanede oluyordum ve akşam 11-12’ye kadar kütüphanede kalıp ders çalışıyordum. Ben bu rutini şubat başı gibi oturtabildim ancak. Öncesinde belli bir rutinim ya da çalışma düzenim yoktu, çok düzensiz, verimsiz ve az çalışıyordum. ( Bir 12. Sınıf öğrencisi gibi çalışmıyordum, yoksa kesinlikle yan gelip yatmadım 😊 ) Keşke şubat başından sınava kadar oturttuğum bu rutini en azından kasım ayında oturtsaydım diye düşünmüyor değilim, bir tık pişmanım bu durumdan ötürü.

Günde kaç saat çalışıyordun?

Yukarıda da söylediğim gibi; pazartesi, salı, çarşamba ve cumaları günde 5-6 saat arası çalışıyordum. Perşembeleri 3-4 saat, cumartesileri okulda olduğumuz denemeyi saymazsam sıfır saat, pazarları ise 10-11 saat civarı çalışıyordum. Şubat ayından önceki rakamlara hakim değilim belli bir rutinim olmadığından dolayı ve mayıs ayında 6 saat 7 saate, 4 saat 5 saate 11 saat de 12 saate çıkmıştı. Haziran ayında yani sınava tam 1 ay kala tekrar biraz daha salmıştım artık ipleri, 6 saat 4 saate, 4 saat 3 saate 11 saat de 6 saate inmişti hatta. Sanırım mayıs ayında tempomu çok arttırmak aşırı şekilde strese soktuğu için haziran ayında biraz daha gevşemeye çalışmıştım.

Günde kaç soru çözüyordun?

Günlük şu kadar soru çözüyordum diyemem, çünkü soru çözmekten ziyade konu çalışıyordum. Kitaplarımın çoğu konu anlatımlıydı. Bir konuyu birkaç farklı kaynaktan defalarca okuyordum, iyice özümsüyordum. Konu anlatımlarında en ufak bir kelimenin bile neden kullanıldığını anlamazsam ertesi gün hocalarıma soruyordum okulda. Konu anlatımların hepsinin altı birden fazla kere çizilmişti hatta. Ama test kitapları genelde boş duruyordu, tamamını bitirdiğim test kitabı sayısı yalnızca üçtü sene sonunda. Onlar dışındaki tüm test kitaplarımdan 25-30 test falan çözülmüştü. Sonra onları sattım hatta.:) Bu arada benim hem çalışma saatlerim için hem de çözdüğüm testler, konu çalışma miktarım bu yazıyı okuyan kimilerine fazla, kimilerine az gelebilir. Çözdüğüm soru miktarı ve çalışma saatlerim (özellikle de bahsettiğim sıkı tempoya şubat ayında girdiğim düşünülürse) bulunduğum okullardaki insanların ortalamasına göre çok azdı. Ama konu çalışma sürem ise ortalamanın çok çok üstündeydi.

Derslere spesifik bir çalışma şeklin var mıydı?

Genellikle konu çalışıyordum. Hatta konuları konu anlatımlı kitaplara ek olarak internetten de araştırıyordum. Örneğin Nazım Hikmet’in şiirlerinin isimlerini ve hayatını ezberlemiyordum yalnızca, açıp şiirlerini okuyordum, hakkında belgesel izliyordum. Matematikte bir formülü ezberleyip üstüne asla pekiştirmek için yüzlerce soru çözmedim, formüle baktım ve nereden geldiğini nasıl ortaya çıktığını uzun uzun yazdım hep. Bu sayede formülün bir yerini unutsam bile deneme sınavlarında formülü kendi aklımdan çıkartabildim. Örneğin coğrafyada, hangi ülkede hangi iklimin olduğunu ezberlemekle yetinmiyor, ülkelerden manzaralara, fotoğraflara bakıyordum. O ülkede çekilmiş bir video, hatta bazen uykusuz kalıp bir film izliyordum. Bunun dışında farklı kaynaklardan konu anlatımları okuyordum, vaktimin %80’i bu şekilde konu çalışmakla, yalnızca %20’si test çözmekle geçiyordu.

Benim bu yöntemi tercih etmemin sebebi, soru çözerek öğrenince kafamda hep tam olarak soruyla alakalı olmayan ama bir şekilde bağlantılı olan konularda kafamda hep soru işaretleri oluşması ve asla kendimden emin olamamam. Ancak yeterince konu anlatımı çalıştığımda kendimden ve bildiklerimden yeterince emin olabiliyordum ve birkaç test çözüp yapabildiğimi gördüğümde rahatlayıp vakit kaybetmeden diğer konuya geçiyordum. Konu çalışma süresinin normalden fazla olup, çözülen soru sayısının normalden çok az olmasına ancak bu şekilde bir açıklama getirebilirim. Ama dediğim gibi, hiçbir zararını görmedim bu yöntemin, yine olsa yine %80 konu %20 test yöntemi ile çalışırdım. Konu üzerinden öğrenirken sanki sınava çalışıyormuş gibi değil de araştırma yapıyormuşum gibi hissettiğimden daha az strese giriyordum hem de. (Tabii bu durumun bana getirdiği bazı dezavantajlar da oldu, onlara ilerleyen yerlerde değineceğim.)

Peki deneme sınavları? Betül’e sorduk, denemelerde nasıl bir strateji izlediğini öğrendik!

Deneme çözmeye ne zaman başladın ve ne sıklıkla çözdün?

Kendim deneme çözmedim hiç, okulda çözdüğümüz denemelerle yetindim. Dediğim gibi, konu çalışmak daha makul geliyordu. Özelikle TYT denemesi hiç çözmedim kendim, süreyi yetiştiremezsem stres olacağımı biliyordum. Sadece sınava 2 hafta kala, konu eksiğim var mı diye görmek amaçlı süre tutmadan AYT edebiyat ve matematikten ders denemeleri çözüyordum, onlar da süresiz çözdüğüm için karışık genel tekrar testi gibi oluyordu aslında.

Denemeyi hangi sıralama ile çözerdin?

Okul içinde olduğumuz denemelerde odak sorunu yaşadığım için göz gezdiriyordum, hangi ders daha kolay gelirse ondan başlıyordum. Belli bir sıralamam yoktu. Ama zaten genel olarak düzensiz biriyim, yani benim için belli bir düzen oturtturmak ve o düzeni devam ettirmek zahmetli bir mesele. Ama örneğin matematiği bitirmeden Türkçe’ye geçmem ya da Türkçe’yi bitirmeden matematiğe geçmem gibi bir şartlanmam da yoktu. Gerçek sınavda epeyce afallamıştım bu yüzden. Bir de yukarıda değinmiştim, kendim deneme çözmemem ve normalden daha az test çözmem baya bir zaman kaybetmeme yol açtı. Konu anlatımını iyice özümsemem ve vaktimin çoğunu buna ayırmam minimum seviyede yanlış yapmamı sağladı evet ama boş sayımı arttırdı çünkü vakit yetiremedim. Örneğin geometri dersi, TYT matematik problemler konusu, TYT Türkçe paragraf konusu… Bunlar hep bol bol soru görmeniz gereken alanlar. Ben bunu atladığım için epeyce kafa yormam gerekti bazı sorularda… Hal böyle olunca TYT’de 6 matematik-geometri sorusuna direkt olarak hiç bakamadım. AYT’de ise rakamı tam hatırlamamakla beraber verilen onca süreye rağmen hiç bakamadığım 2 ya da 3 soru olmuştu ve bazı sorularla o kadar zaman harcamıştım ki edebiyat-sözel 1 kısmını sınavın bitmesine 15 dakika kala alelacele hemen bakıp bitirmek zorunda kalmıştım. Ve o kadar saatlerce edebiyat konu anlatımlarına çalışıp kendi kendimi soktuğum zaman sorunu yüzünden topu topu 4 tane olan paragrafta anlam sorularını tam okuyamayıp ikisini yanlış yapmıştım.😊 Yukarıda yine olsa yine %80 konu anlatımı, %20 soru çözümü şeklinde çalışırdım demiştim. Onu geri alıyorum, %60 konu anlatımı, %40 soru çözümü olarak değiştiriyorum çünkü düşününce aslında bu durum başıma biraz iş açmış sınav sırasında. 2 saat 45 dakika boyunca matematik-geometride çoğunu daha önce hiç görmediğim soru tipleri ile fazlaca vakit harcadıktan sonra edebiyat, tarih, coğrafya kısmındaki 40 soruyu 15 dakikada çözmek zorunda kalmayı daha büyük hasarlarla da atlatabilirdim. Düşününce öyle bir durumu biraz şans eseri ucuz yaralarla kapatmışım aslında.
Toparlamak gerekirse, sınava tekrar hazırlanacak olsam 2 şeyi daha farklı yapardım, en azından son 2 ay kendi kendime haftada 2 gün deneme çözerdim ve konu anlatımı için ayırdığım vakti sabit tutmakla ya da çok az azaltmakla birlikte soru çözümüne ayırdığım vakti arttırırdım. Ama yine de konu anlatımına soru çözümüne ayırdığımdan daha fazla vakit ayırırdım, orası kesin.

Konularını ne zaman bitirdin?

Sürekli konu çalışmama rağmen hiçbir zaman konularımın tam olarak bittiğini hissetmedim. Çok kötü bir durum. Ama sınava 2 hafta kala eksik olduğumu daha az hissettim diyebilirim. Din kültürü konularını ise sınavdan bir önceki gün öğrenmiştim. Hatta elime yazmıştım. (Genelde bir şeyi kısa sürede öğrenmem gerekiyorsa elime yazarım.) Sonraki sabah yani sınav sabahı yaptığım şeyi fark edip tam 1 saat elimden o yazıları çıkartmak için uğraşmıştım, çok stresliydi:)

TYT’den sonra, AYT için kendini nasıl hazırladın/motive ettin?

Konuları kendime yük olarak görmekten ziyade gerçekten eğlenip öğrenmeye çalıştım. Bir yandan dünyanın sonu olmadığını biliyordum. Hatta kendimi sanki mezuna kalacakmışım gibi hazırlamıştım ki kötü bir derece alırsam sonradan üzülmeyeyim. Zaten hesap etmiştim bunu diyeyim. İşini kış tut yaz gelirse bahtına hesabı yani. Diğer yandan başardıkça mutlu oluyordum, sadece bu bile tek başına yeterliydi. Dediğim gibi, kendimi sıkmaktan ziyade konulardan zevk almaya ve cidden öğrenmeye de çalışıyordum. Şiir okumak, geometri çalışmak keyifliydi gerçekten de. Sayısalcı olsam bu kadar zevk almazdım. Elbette divan edebiyatı gibi sıkıcı konular da vardı, onlar konusunda da bir şekilde dişimi sıkmaya çalışıyordum.

Dersler ve sınavlar dışında… Hayatındaki geri kalan aktiviteleri nasıl yönettiğini Betül’e sorduk!

Uyku düzenin nasıldı?

Çok az uyuyordum ve her sabah uykusuzluktan içim kan ağlayarak uyanıyordum. Ama gece kuşuyum sanırım, her sabah yeminler edip her akşam yine yatmam gece 2’yi buluyordu, o da en en erken. Bu da çok kötü bir durum çünkü bu durumu abarttığım günlerde beynimin iyi çalışmadığını hissedebiliyordum. Hala bir amaç uğruna olsun ya da olmasın uykusuz kalmak gibi bir alışkanlığım var mesela. Yalnızca pazar sabahları gönlümce uyuyabiliyordum sınav senemde. O da erken kalkmak zorunda olmadığım için. Yatma saatim hep genelde gece 2-3.

Kendine hangi sıklıkla tatil verirdin? Tatil zamanlarında ne yapardın?

Cumartesi günleri 12’den sonrası tatildi benim için. Perşembe pazarları da spora giderdim, o da tatil gibiydi. Ders arasında verdiğim molalardan, yürüyüşlerden, okul sonrası arkadaşlarımla oturmalarımdan da keyif aldım. Aynı zamanda yakın arkadaşlarımın doğum günlerini de kendime tatil ilan etmiştim. Tatil zamanlarımda asla ders durumundan konuşmazdım. 3. kişiler hakkında, gündem hakkında, gelecek planlarım hakkında, diziler kitaplar filmler hakkında konuşurdum. Çok iyi geliyordu.

Motivasyonunu nasıl sağladın?

Döneme pek parlak başlamadığım için kimse benden pek umutlu değildi. Ben de kendimden pek umutlu değildim. Notlarım yükseldikçe insanların şaşkınlığı, çok sevdiğim hocalarımın gururu inanılmaz büyük bir motivasyon kaynağıydı benim için. (Mutlaka her sene 1 ya da 2 favori hocam olur, sürekli ne kadar mükemmel insanlar olduklarından bahseder durumum. Diğer seneye ders aldığım hocalar değişince bahsedip durduğum hocalara yenileri eklenir. Hala bu durum böyle, son senemde de böyleydi. Özellikle o favori hocalarımın gözüne daha çok girmek sevinç kaynağıydı. Nerd vibes alabilirsiniz biraz bu noktada:)  Ayrıca kendi kendime de kendimle ilgili bazı şeyleri kanıtladıkça özgüvenim artıyordu.

Ders çalışırken bunaldığında ne yapıyordun?

Ders çalışırken bunaldığımda ya müzik dinleyerek yürüyüş yapıyor ya da en sevdiğim diziden rastgele bir bölüm açıp izliyordum. Bazense arkadaşlarımı arıyordum ve muhabbet ediyorduk. Ama yukarıda da değindiğim gibi kendimi bunaltmayacak şekilde ders çalışıyordum. O yüzden çok fazla ders çalışırken bunalma sorunu yaşamadım diyebilirim.

Sosyal hayatın nasıldı?

Lise hayatımın en sosyal yılını yaşamıştım diyebilirim. İlk 3 sene pek fazla ders çalışmıyordum demiştim ama pek sosyal de değildim, çok sık arkadaşlarımla buluşmazdım. Genelde evde dizi film izler kitap okur ya da spora giderdim. Son senemde temel lisemde çok fazla yeni insan tanıdım, çok fazla insanla uyuştuk, çok fazla yeni arkadaş edindim. Okul çıkışları birlikteydik, cumartesileri deneme sınavı çıkışında mutlaka dolaşıyorduk, beraber kütüphaneye gidiyorduk bazen. (Tek başıma kütüphaneye gitmek her zaman daha verimliydi ancak arkadaşlarımla da sık sık kütüphaneye gittim.) Son senemde tanıştığım insanlarla hala daha da görüşmeye devam ediyoruz.

İyi ki yaptım ya da keşke yapmasaydım dediğin şeyler neler?

Aslında yukarıda hep söyledim bunları, iyi ki kendime off günler vermişim, iyi ki 17 yaşımı salt ders odaklı geçirmemişim. İyi ki yeni insanlar tanımışım, iyi ki sınav senem diye her şeyim bu sınav olmamış. Yalnızca keşke biraz daha deneme çözseydim, keşke biraz daha erken çalışmaya başlasaydım, keşke lisenin ilk 3 yılını boş geçirmeseydim ve keşke kafamı boşaltıp eğlenmeye değil kendimi tanımaya da zaman ayırsaydım, tercih döneminde bu kadar zorlanmazdım ve belki en baştan doğru kararı verirdim. Hatta tercih dönemi sınav döneminden çok çok daha zor ve çok daha stresliydi benim için.

Senin eklemek istediğin/tavsiye ettiğin şeyler var mı?

Lisenin ilk 3 yılını biraz boş geçirdiğimden dolayı konu eksikliklerim çok fazlaydı ve motivasyonum hiç yoktu. Ama YKS’de okul birincisi olarak seneyi kapattım. Yani demem o ki hiçbir şekilde inancınızı kaybetmeyin. Stres de olmayın, sadece o an her ne yapıyorsanız, her ne öğrenmeye çalışıyorsanız onu zevkli hale getirmeye çalışın. Asla yük olarak görmeyin. Soruları çözebilmekten ziyade konuları iyice anlamaya da odaklanın. Salt sınav için değil de öğrenmek için öğrenmeye çalışın. Klişe olacak ama sınava asla dünyanın sonu gibi yaklaşmayın. İdealleriniz olsun ama yedek planlarınız da olsun. Arkadaş edinip kaygılarınızı onlarla paylaşın, içinizde yaşamayın hiçbir şeyi. Konuştukça rahatlayacaksınız. Fazla stres yaşıyorsanız ya da ciddi odaklanma sorunları yaşıyorsanız rehber öğretmeninizden ya da bir uzmandan destek alın. Çevrenizi şaşırtın ve gururlandırın. Kendinizi asla başka insanlarla kıyaslamayın, eski sizle yeni sizi kıyaslayın. 12. sınıfı salt ders çalıştığınız, stres dolu unutulması gereken bir yıl olarak değil de kendinizi akademik anlamda geliştirdiğiniz ama sosyal olarak da ilerleme kaydettiğiniz güzel bir yıl olarak hatırlayabilmek için elinizden geleni yapın. Ayrıca kendinizi iyi tanıyın. Mümkün olan en minimum çalışma seviyesinde hangi yöntemi kullanarak maksimum verim elde edebileceğinizi iyi hesaplayın ve o şekilde bir çalışma yöntemi belirleyin. Örneğin hangi saat aralıklarında daha çok verim alıyorsunuz? Hangi saat aralıklarında çalışırken daha çok uyukladığınızı hissediyorsunuz? Konuları dinleyerek mi daha iyi öğreniyorsunuz yoksa anlatmaya çalışarak mı? Bu gibi şeyleri iyice ölçüp biçip tartın ve ona göre akıllıca bir program oluşturun, akıllıca yöntemler kullanın. Ve en önemlisinin bu olduğunu düşündüğüm için tekrar söyleyeyim, daha hızlı koşmak istiyorsanız bazen durup dinlenmeniz gerektiğini unutmayın.

Sınava hazırlık süreciyle ilgili aklına takılabilecekleri Kunduz ekibinden Betül’e sorduk ve düşünceleri bu şekildeydi.

Ekibimizle yapacağımız diğer röportajlar için takipte kal!