Şiir Türleri Konu Anlatımı ve Örnek Soru Çözümü

Şiir Türleri konu anlatımı ve örnek soru çözümleri, Kunduz eğitmenimiz tarafından hazırlandı! Şiir Türleri hakkında bilmen gerekenler bu yazıda!

şiir türleri lirik epik pastoral didaktik şiir türkçe testi

Şiir Türleri konusu, özellikle AYT Edebiyat testlerinde sorulan konulardan biri. Anlam sorularından farklı olarak öğrenmen gereken bazı kavramlar da mevcut. Soru çözmeye başladıktan sonra bu konunun sana çok kolay geleceğine eminiz! Kunduz eğitmenlerimizden Türkçe öğretmeni Nurcan Hoca, bu konu hakkında senin için çok faydalı bir yazı hazırladı ve mutlaka görmen gereken örnek soruları seçti. Şimdi birlikte Şiir Türleri konusunu keşfedelim!


Şiir Türleri

Edebiyatımızda türlerin en eskisi şiirdir. Bugüne kadar şiirin birçok tanımı yapılmıştır. Ahmet Haşim’e göre ”Şiir, musiki ile söz arasında; fakat sözden çok musikiye yakın bir dildir.” Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre ”Şiir sözcüklerle güzel şekiller kurma sanatıdır.” Bizce şiir; duyguların, düşüncelerin etkileyici bir dil ile dizelere aktarılmasıdır, diyebiliriz.

Şiirleri, işlenen konulara göre 6’ya ayırabiliriz.

  1. Lirik Şiir
  2. Pastoral Şiir
  3. Didaktik Şiir
  4. Epik Şiir
  5. Dramatik Şiir
  6. Satirik Şiir

Lirik Şiir

Lirik şiir insanın yüreğine seslenen, duygulandıran, okunduğunda bir coşku oluşturan şiirlerdir. Yunan edebiyatında coşkunun yer aldığı şiirler Lyra (Lir) adı verilen çalgı eşliğinde söylenmiştir ve şiirlere lirik şiir denmiştir.

Türk edebiyatında koşuk, gazel ve koşmalar bu türe örnektir. Karacaoğlan, Yunus Emre, Aşık Veysel, Faruk Nafiz, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Ahmet Haşim lirik şiirin önemli temsilcileridir. Aşağıdaki şiirde aşk ve ayrılık duygularına yer verilmiştir bu nedenle lirik şiirdir diyebiliriz.

FİRARİ
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
Sana kafir dediler, diş biledim Hak’ka bile
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.

Faruk Nafiz Çamlıbel


Pastoral Şiir

Doğa güzellikleri, çoban hayatı, kır yaşamının anlatıldığı şiirlerdir. Doğal ürün gibi düşünebiliriz her türlü yapmacıklıktan, süsten uzak şiirlerdir. Konusuna göre 2’ye ayırabiliriz.

Edebiyatımızda, Kemalettin Kamu’nun Bingöl Çobanları ve Faruk Nafiz’in Çoban Çeşmesi pastoral şiirin önemli örneklerdir.

Edebiyatımızda ilk pastoral şiir Abdülhak Hamit Tarhan’a  ait olan Sahra‘dır.

İdil: Bir ozanın bir çobanın ağzından yazılan şiirlerdir.

Eglog: Birkaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla yazılan şiirlerdir.

Aşağıdaki şiirin kahramanı bir çobandır. Dağlar, kayalar, ırmaklar ile Anadolu anlatılmıştır. Doğa anlatıldığı için pastoral şiire örnektir.

BİNGÖL ÇOBANLARI
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla…

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;
Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:

Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
“Suna”mın başka köye gelin gittiği akşam.

Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
-Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
Diye hıçkırır kaval:
Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin, başkalarına boyun;
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an!
Mademki kara bahtın adını koydu: Çoban!

Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla…
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına!

Kemalettin Kamu


Epik Şiir

Konu olarak savaş, kahramanlık ve yiğitliğin işlendiği şiirlerdir. Epik kelimesi Yunanca (epope) desten kelimesinden gelmektedir. Edebiyatımızda koçaklamalar bu türe örnektir.

Edebiyatımızda Köroğlu, Dadaloğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Mehmet Akif, Nazım Hikmet epik şiirin önemli temsilcileridir.

Aşağıdaki şiirde kahramanlık duygusu söz konusudur. Dev gibi bir ordunun büyük bir başarı ile yendiği söylenmektedir, bu nedenle epik şiirdir.

AKINCILAR
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!”
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle

Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan

Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Yahya Kemal Beyatlı


Didaktik Şiir

Didaktik kelimesinin öğretici anlamına geldiğini biliyoruz. Didaktik şiir bir düşünceyi anlatmak, öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlerdir. Bu şiirlerde duygu yönü zayıftır.

Divan edebiyatındaki pendname ve nasihatname didaktik şiir özelliği gösterir. Nabi’nin Hayriye, Ziya Paşa’nın Terkibibent, Tevfik Fikret’in Haluk’un Defteri ve Şermin bu türde yazılmış şiirlerdir.

Aşağıdaki şiirde Fikret bayram çocuklarının, babasızların, öksüzlerin mutlu olmadığını onları mutlu etmek için Haluk’tan paylaşımcı olmasını beklemektedir. Şiirde paylaşmanın önemi yer aldığı için didaktik şiirdir, diyebiliriz.

HALUK’UN BAYRAMI
Baban diyor ki: ‘Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin? … Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Sıyah-ı mateme benzer terâne-i îdi!
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin
Şu ru-yı zerd-i sefalet… Evet meserrettir
Çocukların payı; lâkin sevincinle
Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor… Halûk, dinle!

Tevfik Fikret


Satirik Şiir

Satir Batı edebiyatında eleştiri, yergi anlamına gelmektedir. Satirik şiirlerde kötülüklerin, kusurların, gülünç yönlerin alaylı bir dille anlatıldığı şiirlerdir.

Halk edebiyatında bu türe taşlama, divan edebiyatında ise hicviye diyoruz. Edebiyatımızda Nefi, Seyrani, Ziya Paşa, Neyzen Tevfik ve Orhan Veli bu türde örnekler vermiştir.

Aşağıdaki şiirde Karakoç büyükleri eleştirmiştir. Yalan, rüşvet, para çalmak üçkağıtçılık, kopya gibi kötü davranışların büyüklere ait olduğunu ve onların bu kötü davranışları icat ettiğini düşünmüş bu şiirde onları eleştirmiştir. Yergi, eleştiri havası olduğu için satirik şiir diyebiliriz.

BÖYÜKLER BİLİR
Yalan-dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Rüşvet vermek, rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele meydan meydan adam gütmeyi
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Anlamayız kopya nedir, asıl ne
Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
Üçkağıtta erkân nedir, usul ne
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Viski, votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi, vatan satmayı
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Kaç tür hokkabazlık, kâhinlik varsa
Kaç şeytanlık varsa, kaç cinlik varsa
Dünyada ne hile, ne hinlik varsa
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Namussuzluk yapın derler… Yaparız
El uzatır öpün derler… Öperiz
Put gösterir tapın derler… Taparız
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Seyrettikçe ana-baba filmini
Hissederiz baskısını, zulmünü
Lisansüstü maskaralık ilmini
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Âdettir gerekmez mâluma ilâm
Taklide günaydın, asıla selâm
Ne ki hınzırlık var hâsılıkelâm
Biz ne bilek beğim, böyükler bilir.

Abdurrahim Karakoç


Dramatik Şiir

Eski Yunan edebiyatında kullanılan şiir türüdür. Tiyatro metninin öyküsü sanatsal bir söyleyişle şiirselleşmiştir buna dramatik şiir denir. Şiir şeklinde yazılan tiyatro eserleri ve oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilmiştir. Dramatik şiirin komedi ve dram olmak üzere iki türü vardır.

Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan ve Faruk Nafiz Çamlıbel bu türde örnekler vermiştir.

Aşağıdaki şiirde anlatılanlar bir harekete yani tiyatro metnine dönüştürülebilir olduğu için bu şiire dramatik şiir diyoruz. Dramatik şiirde amaç olayı okuyucunun gözünün önünde canlandırmaktır.

GELİNLİK KIZIN ÖLÜMÜ
sela verilirken kalktık kahveden ,
cumaydı,yılın en beklemiş günü,
yemeni gibi üstünde tabutun,
gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.
kızın babası yanımızda,boyu nuzun,
zayıf,ağzında mırıltılar,
on köylü,iki subay bir tezkereci er,
sıralandık ahşap mescidin avlusunda,
namaz kılmadı adam,ağlamıyordu da,
alnı bir uzun sabrın kabaran gelgiti,
sürgün duvarı bekleyişin,
dünyaya çok yakın bir gece gibi,
aldık cenazeyi sarsmadan,iğreti
ve hafif,gözlerimiz yerde,
kayıp bir tayın izini süreriz sanki,
kapılarda başları çatkılı kadınlar,
sallanıyorlardı sisli giysilerinde,
yüklüğe saklanmış çevreler gibi soluk,
bölünmüş gibi yılın en katı ekmeği,
imece sofrasında hıçkırığın,
kim bilir kaç ölümden kalma saçı gibi,
susmuştu çekirgelerin kabuğu,
toprak kumruları güneşin,
ve köpeklerin yediği kemiksiz sabah,
susmuştu göğün sarnıcı,boş,
cemaat yürüyordu kablumbağa gibi,
mezalığa doğru yüzyılda,
sarı sabırların yanından,acelesiz,
ayrık otu yolmaya gidiyor sanırsın,
davul vurmaya,ay tutulmuş,
tarladaki yarılmış toprağı görmeye,
susuzluğun kirli rengini,ayıbını,
dağa taşa vurmuş açlığı,
dayanan dayanır,yağsız bulgular ve ahlat,
gençleri alır ölüm ilk ağızda,
sabah yıldızının uğrağı,
böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,
bir melek lale sümbül dikiyordu,
lalelerden birini aldı adam,
girdi kızının mezarına,
sarıldı,öptü,bıraktı laleyi sonra,
kefenin üstüne,uykusuz.
yedi çocuğu gömülüymüş,söylediler,
bizi aç bırakan bu toprak
açlıktan ölenlerle beslenir dediler,
dönüşün bir kişi omuzladı tabutu,
toz toprak içinde vardık kahveye,
yaşlı adam doğru çeşmeye gitti,
elini yüzünü yıkadı konuşarak
kendi kendine duasız,bir tanrı gibi.

Melih Cevdet Anday


Örnek Soru Çözümü

Konuyu tam olarak anlamak için bol bol soru çözümü yapmak da çok önemli. Kendi kaynaklarından sonra MEB Kazanım Testlerine de göz atabilirsin. Kunduz’a şu ana kadar sorulmuş binlerce Şiir Türleri konulu sorudan örnek senin için burada!🌈

Şiir Türleri Örnek Soru Çözümü – 1

Bu konuya ait birçok soru tipini inceleyerek konuyu pekiştir.

Kunduz’a şimdiye dek sorulmuş 12 milyondan fazla soruya ve çözümlerine dilediğin yerden eriş.

İNCELE

Kunduz’u şimdi indir

İlk 3 sorunu ücretsiz sorarak denemeye başla.

Yazar Hakkında
Kunduz Eğitmen

Türkiye'nin dört bir yanındaki alanında uzman Kunduz eğitmenleri, senin için konu anlatımı yapıyor ve görmen gereken soruları seçiyor!